REKABET GÜCÜ GÖSTERGELERİ VE REKABET GÜCÜNÜN ÖLÇÜLMESİ  

Rekabet gücü performansını analiz etmeye yönelik çeşitli yaklaşımlar bulunmaktadır[1]. Bu amaçla en yaygın bir şekilde kullanılan göstergeler piyasa payı, reel döviz kuru ve dolaysız yabancı sermaye yatırımları ile ilgili göstergelerdir. Bu göstergelere bağlı olarak rekabet gücünün ölçülmesi değerlendirildikten sonra firma düzeyinde rekabet gücünün ölçülmesi açıklanacaktır.

Ticari Performans ve Piyasa Payı Göstergeleri

Piyasa payı ve dış ticaret verilerine dayalı olarak rekabet gücünü ölçmek için çeşitli göstergeler geliştirilmiştir. Genellikle uluslararası karşılaştırmalar için dizayn edilen bu tip göstergeler ülke içindeki farklı bölgelerin rekabet gücünü ölçmek için de kullanılabilir. Bu tip ölçütler tek bir ürün veya ürün grubu için hesaplanmakta ve daha çok dış ticaret bilgilerine dayanmaktadır. Dış ticaret verilerinin kullanılması arz ve talebe karşı gösterilen tepkileri dikkate alması nedeniyle avantajlıdır.

Rekabet gücü göreceli bir kavramdır. Bu nedenle üretim ve piyasa payına dayalı göstergeler bir ürünün veya ekonomideki bir alt sektörün rekabet durumu ile ilgili pek az bilgi sağlar. Bu grup altında yer alan temel ölçütler şunlardır: Ticari Performans Ölçütü, Göreli İhracat Avantajı Endeksi (Relative Export Advantage Index), Göreli İthalat Nüfuz Endeksi (Relative Import Penetration Index) ve Göreli Ticari Avantaj Endeksi (Relative Trade Advantage Index).

 Ticari Performans Ölçütü 

Ticari performans ile kastedilen şey toplam ithalata kıyasla toplam ihracat tutarı ve bunun zaman içindeki değişimidir. Ticari performans ulusal düzeyde (makro) ve firma/endüstri düzeyinde (mikro) ele alınabilir. Ulusal düzeyde ticari performans dış ticaret dengesinin (ihracat/ithalat hacmi arasındaki ilişki) ölçümüdür. Bir ülkenin ticari performans endeksi (TPE) basit bir formül ile ifade edilebilir[2]:

 = j ülkesinin i ürünündeki yıllık toplam ihracatı;  = j ülkesinin i ürünündeki yıllık toplam ithalatı; i = 1, 2, .......k;  j = 1, 2, ........n; k = Dünya ticaretinde ticarete konu olan malların sayısı ve n = Ticaret yapan ülkelerin sayısı.

Bu ölçüte göre TPE > 1 ise iyi bir ticaret performansı söz konusudur ve ilgili firma/endüstri/ülkenin rekabet gücü yüksektir.

Göreli İhracat Avantajı Endeksi

Endeks, belirli bir üründe herhangi bir ülkenin dünya piyasalarında sahip olduğu ihracat payının diğer bütün mallarda dünya ihracatında sahip olduğu paya oranı olarak tanımlanabilir[3]. Endeks, ele alınan ülkelerin ve malların toplam ihracat hesaplanırken dışta tutulmasına ve böylece ele alınan ülke ve malın iki defa hesaba dahil edilmesine engel olabilmektedir. Buna göre, Göreli İhracat Avantajı Endeksi (GİA) şu şekilde hesaplanabilir:

GİAij =

X = İhracat;  i ve k = Ürün kategorileri; j ve l = Ülkeler.

Endeks değerinin 1’den daha büyük olması ilgili ürün kategorisinde ülkenin karşılaştırmalı avantaja sahip olduğuna; 1’in altındaki değerler ise karşılaştırmalı bir dezavantaja işaret eder.

Göreli İthalat Nüfuz Endeksi

Göreli İthalat Nüfuz Endeksi (GİNE), GİA’ye benzer. Aralarındaki temel farklılık ihracat yerine ithalatın denklemde yer alması ve tam tersi bir yorumla yorumlanmasıdır. Başka bir ifadeyle, birin üzerindeki her değer karşılaştırmalı dezavantajı gösterirken altındaki değerler karşılaştırmalı avantajı simgeler.

GİNEij =

Göreli Ticari Avantaj Endeksi

Göreli Ticari Avantaj Endeksi (GTAE), diğerlerine kıyasla daha karmaşık bir endekstir ve GİA ile GİNE arasındaki farka eşittir.

GTAE= GİAij –GİNEij

Bu endeks ile ortaya çıkan karşılaştırmalı avantaj göreli ihracat ve ithalat avantajlarının önemi ile ağırlıklandırılan bir göstergedir. bu nedenle ilgili malın küçük değerlerine karşı da duyarlıdır. Olumlu bir değer rekabetçi bir avantaja, olumsuz bir değer ise karşılaştırmalı bir dezavantaja karşılık gelir.

Reel Döviz Kuru

Uluslararası rekabet gücünü ölçmek için yaygın olarak kullanılan bir ölçüt olan reel döviz kuru, ticarete konu olan ve olmayan malların göreli fiyatı olarak tanımlanmaktadır[4]. Reel döviz kuru iki farklı şekilde tanımlanabilir. Bunlardan ilki geleneksel olarak kullanılan ve satın alma gücü paritesine göre yapılan tanımdır. İkinci tanımda ise reel döviz kuru dış ticarete konu olan ve olmayan mallar ayrımına göre yapılmaktadır. Buna göre reel döviz kuru (RDK):

 = Dış ticarete konu olan malların ülke içindeki fiyatı;  = Dış ticarete konu olmayan malların fiyatı;   = Dış ticarete konu olan malların dünya fiyatı ve e = Düzeltilmiş nominal döviz kuru.

Ticarete konu olan bir malın üretim maliyeti, bu malın üretiminde kullanılan ticarete konu olmayan girdilerin fiyatlarındaki farklılıklar ve bir ölçüye kadar ticarete konu olan girdilerin fiyatlarındaki farklılıklar nedeniyle, ülkeler arasında farklılıklar gösterir. Ticarete konu olmayan girdilerin maliyetlerindeki göreceli bir artış üretim maliyetlerinin artması, reel döviz kurunun değerlenmesi ve dolayısıyla rekabet gücünde azalma anlamına gelir. Ticarete konu olmayan malların fiyatları ile ilgili istatistiki bilgilerin elde edilmesindeki zorluklar nedeniyle reel döviz kuru genellikle yabancı ve yerli fiyat endekslerinin birbirlerine oranlanması ile hesaplanmaktadır. Bu yöntemin uygulanma yollarından biri de nominal döviz kurunu satın alma gücü paritesine (ppp) bölmektir. Diğer alternatif ise nominal döviz kurunu yabancı/yerli tüketici fiyat endeksi oranı ile çarpmaktır[5].

NDK= Nominal döviz kuru; PPP= Satın alma gücü paritesi; = Yabancı fiyat deflatörü (endeksi) ve P= Yerli fiyat deflatörü (endeksi).

RDK ile ilgili formüllerin her ikisi de ilgili ülkenin tek bir ülke ile dış ticarette bulunması halinde geçerlidir. Günümüzde dış ticaret çok sayıda ülke ile yapıldığından reel döviz kurunun rekabet gücünü ölçebilecek bir ölçüt olabilmesi için reel efektif döviz kuru hesaplanmaktadır. Bu tanımda dış ticaretin söz konusu olduğu ülkelere göre reel döviz kuru belli ölçütlere göre ağırlıklandırılır. Bu amaçla, yabancı ülkelerin toplam dış ticaret içindeki payları veya ödemelerde kullanılan para cinsinin toplam ödemelerdeki payı ölçüt olarak kullanılmaktadır.

Bir ülkenin ödemeler dengesinin en önemli belirleyicilerinden biri o ülkenin ihracat rekabet gücüdür. Rekabet gücünün ölçülmesinde kullanılan en önemli yaklaşımlardan biri de satın alma gücü paritesine dayanılarak döviz kuru ve fiyatlar arasında yapılan karşılaştırmalardır. Bu yaklaşım denge döviz kurunun zaman içinde sabitleneceğini ve böylece nominal döviz kurundaki hareketlenmelerin göreli fiyat değişikliklerini ortadan kaldıracağını varsayar[6]. Literatürde üç farklı satın alma gücü paritesi kullanılmaktadır[7]. Tek fiyat kanunu, ticari engeller (kota, tarife v.b.) ve muamele maliyetlerinin olmadığı varsayımı altında farklı ülkelerde satılan benzer ürünlerin fiyatının aynı para birimi ile ifade edilmesi halinde aynı olacağını varsayar. Homojen mallarda bu durum geçerli olsa bile farklılaşmış mallarda kısa ve orta vadede fiyatlar arasında sapmalar meydana gelmektedir. Mutlak satın alma gücü paritesi tek fiyat yasasının varsayımlarını fiyatlar genel düzeyine yaygınlaştırır: Tek bir para birimi ile ifade edildiğinde bütün ülkelerde aynı mal ve hizmet sepetinin maliyeti aynıdır. Göreli satın alma gücü paritesi, nominal döviz kurundaki değişiklik oranının denk mal sepetleri  hesaba katıldığında ortaya çıkan yurtiçi ve yabancı ülkelerdeki enflasyon oranları arasındaki farka eşit olduğunu  varsayar.

Ticarete konu mal ve hizmetlerin fiyatlarına dayanan bir reel döviz kuru indeksi bir ülkenin rekabet gücündeki değişimlerin iyi bir göstergesidir. İhracat için, aynı para birimi ile ifade edilmek koşuluyla, bu türden bir gösterge ev sahibi ülkenin ihraç malları fiyatının ağırlıklı ortalamasının ticaret  ortağının ihraç malları fiyatının ağırlıklı ortalamasına oranı olarak ifade edilebilir. Bu göstergedeki bir artış rekabet gücü kaybı; azalış ise artışı anlamına gelecektir. Fiyat rekabeti ile alakalı daha kapsamlı ölçütler fiyat deflatörüne ya da birim emek maliyetlerine dayalı reel döviz kuru hesaplanarak elde edilebilir. Gayri safi yurt içi hasılaya dayalı reel döviz kuru yurtiçi ve yurtdışında dış ticarete konu olmayan mal ve hizmetlerin fiyatının ticarete konu olanlarınkine oranlayacağından dolayı bu indeksteki bir artış ticarete konu olan malların piyasasında rekabet gücü kaybını ya da yurtiçinde ticarete konu olmayan mallar lehine kaynak tahsisinin gerekliliği anlamına gelecektir. Ticarete konu olan mallardaki göreli birim emek maliyeti çerçevesinde tanımlanan reel döviz kuru indeksi sanayi mallarının yurtiçi ve dışındaki üretiminde emek dışı faktörlerin göreli karlılığını kıyaslayabilir.

Dolaysız Yabancı Sermaye Yatırımları

Ticari engelleri ve korumacılık politikalarının olumsuz etkilerini ortadan kaldırmanın yollarından biri diğer ülkelere doğrudan yatırım yapmaktır. Bu nedenle dolaysız yabancı sermaye yatırımları (DYSY) ihracatı ikame etme yeteneğine sahiptir. Herhangi bir ülkenin yabancı ülkelerde belirli bir düzeyde yatırıma sahip olması da DYSY ülkesine çekebilmesi de rekabet gücünün göstergelerinden biridir. Dolaysız yabancı sermaye yatırımında bulunan bir ülke/firma uluslararası rekabet koşullarının gerektirdiği maliyet/fiyat ve kalitede mal ve hizmetleri karlı bir şekilde yurtdışında üretme, dağıtma ve satma olanaklarına sahip olduğu için rekabet gücüne sahipken DYSY’nı çekebilen bir ülke/bölge rakiplerine kıyasla avantajlı üretim koşullarına ve ticaret için elverişli bir ortama sahip olduğu için rekabet gücü yüksektir. Ancak, bu tip büyük miktardaki yatırımlar ihracat yoluyla erişilemeyen piyasaların dışa açılması amacıyla yapılıyorsa yatırımda bulunan ülkenin rekabet gücünün göstergesi olur; aksi takdirde, rekabet gücü avantajı DYSY çeken ülke ya da bölgelere ait olur. Hangi nedenin geçerli olduğunu tespit etmek çok zor olduğu için DYSY rekabet gücünün belirlenmesinde iyi bir gösterge değildir.

Verimlilik ve Maliyet Göstergeleri

Verimlilik ve maliyet bütün rekabet gücü tanımlarında kullanılan birer kavram olsalar da daha ziyade sektör bazında ve endüstri düzeyinde kullanılan bir göstergedir. Daha önce de değinildiği gibi bir endüstri, rakiplerinin düzeyinde veya daha üst düzeylerde bir verimliliğe ya da maliyete (ortalama üretim maliyetine) erişir ve bunu sürdürürse rekabet gücüne sahiptir[8]. “Bir endüstri yabancı rakiplerinin seviyesinde ya da daha üzerinde toplam faktör verimliliğine sahipse o endüstri rekabet edebilir bir endüstridir.[9]”

Endüstri düzeyinde uluslararası rekabet gücünün göstergesi olarak birim emek maliyeti ve göreceli birim emek maliyeti kullanılmaktadır. 1980’li yıllardan itibaren bir çok ekonomist, uluslararası rekabet gücünün temelde ihraç fiyatları tarafından belirlendiğini ve bunların da ağırlıklı olarak birim endüstriyel girdi maliyeti ve özellikle ücret maliyeti tarafından belirlendiğini ileri sürmektedir[10] Bu yaklaşım, uluslararası rekabet gücünün  belirlenmesinde ölçümlerin ağırlıklı olarak ücret maliyetlerinin ölçülmesi ve emeğin verimliliği üzerinde odaklaşmasına ve devalüasyonların uluslararası rekabet gücünü artırmada etkili bir yol olduğu fikrini kabule yol açmaktadır. Oysa, Japonya ve Almanya’da bir yandan göreceli birim emek maliyetleri artarken; öte yandan, her iki ülkenin de dünya piyasalarındaki payları yükselmektedir. Zira emek maliyetleri ticarete konu mal ve hizmetlerin maliyetleri içinde gittikçe daha küçük bir yer işgal etmektedir[11]. Bu nedenle daha kapsamlı bir birim maliyet ölçümü önerilmekte ve bu ölçümün emek maliyetlerinin yanı sıra sermaye maliyetlerini de içermesi gerektiği savunulmaktadır.

Emek verimliliği, çıktı üretiminde kullanılan bir birim emek girdisi başına üretilen reel katma değerdir. Buna göre, ortalama emek verimliliği:

 

Q = İlgili yıldaki ulusal çıktının toplam miktarı ve L= İlgili yılda istihdam edilen toplam iş gücü miktarı.

Emeğin marjinal verimliliği ise,

’dir.

Bir ülkenin Birim Emek Maliyetleri (BEM) çeşitli nedenlerle artabilir: Diğer ülkelere göre ücret düzeyi daha hızla artabilir; diğer ülkelerden daha yavaş bir şekilde emek verimliliği artabilir ve milli para birimi değer kazanabilir. BEM, toplam maliyetlerdeki uluslararası farklılıkların zayıf bir göstergesi olarak karşılaştırmalarda kullanılsa da Göreli Birim Emek Maliyetleri (GBEM), bir endüstrinin karşı karşıya kaldığı rekabet problemlerini ortaya koyabilir. Milli paranın değerlenmesi yurtiçi tasarrufların azlığından kaynaklanabilir. Bu durumda GBEM’ndeki bir artış kaynakların ihracatı ya da ithal rekabetçi endüstriler yerine merkezi hükümeti ya da yurtiçi tüketimi desteklemekte kullanıldığını gösterir. Döviz kurundaki bir değerlenme ihracata olan yabancı talepteki artışlardan kaynaklanabilir. Bu nedenle GBEM’nde döviz kurlarındaki bir değişmeye bağlı olarak meydana gelen bir değişme karşılaştırmalı avantajlarda bir kaymaya işaret edebilir. Birim maliyetlerdeki göreli bir artış ücretlerdeki artıştan ya da döviz kurunun değerlenmesinden kaynaklansa da, sürdürülebildiği ölçüde, arzu edilebilir[12]. Ülkenin ihraç malları yabancılara çekici gelirse ya da ihracatın değerinde bir artış olursa veya ülke içindeki işçilerin alternatif maliyetlerinde bir artış olursa bu durum sürdürülebilir. Göreceli birim maliyetlerdeki artış sürdürülebilir değilse yurtiçi birim maliyetlerin rakiplerinkine kıyasla aşağı inmesi zorunludur. Bu düşüş ücretlerde bir azalmayı, döviz kurunun değer yitirmesini ya da verimlilikteki artışları gerekli kılar.

Rekabet gücünü belirlemede GBEM yaklaşımını değerlendirirken OECD, şu değerlendirmede bulunmaktadır[13]: GBEM göstergesi uzun bir zamandır rekabet gücünün önemli bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. 1980’lerden sonra ise bir çok ekonomist uluslararası rekabet gücünün temelde ihraç fiyatları tarafından belirlendiğini ve bu fiyatların da temelde birim endüstriyel girdi maliyetiyle ve özellikle ücret maliyeti tarafından belirlendiğini ileri sürmektedirler. Ekonomik politikalar çerçevesinde bu yaklaşım ağırlıkla ücret maliyetlerinin ölçülmesine ve emeğin verimliliğine odaklanmasına ve devalüasyonun rekabet gücünü artırmak için bir yol olduğu görüşünün ağırlık kazanmasına yol açacaktır.

GBEM ve devalüasyon yaklaşımları önemini yitirmektedir zira Japonya ve Almanya’da hem GBEM  artmakta hem de bu ülkelerin dünya piyasalarındaki pazar payları yükselmektedir zira emek maliyeti artık toplam maliyetler içerisinde önemli bir yer işgal etmemektedir. Eğer piyasa talebi dışa doğru artarsa ve piyasanın arz eğrisi yukarı doğru eğimli ise o zaman talepteki artış hem piyasa denge fiyatını hem de denge miktarını artırır. OECD’nin ikinci görüşü bir miktar daha geçerlilik taşımaktadır. Emek maliyetleri ticarete konu mal ve hizmetlerin maliyetleri içinde daha küçük bir yer işgal etmektedir. Emek maliyetlerindeki bir değişiklik diğer sektörlerdeki ya da diğer faktörlerdeki değişiklikler tarafından gölgelenebilir. Bu nedenle GBEM, döviz kurlarında önemli bir değişikliğe yol açmayabilir. Daha geniş bir birim maliyet ölçümü daha iyi bir gösterge olabilir. Bu ise, emek maliyetlerinin yanı sıra sermaye maliyetlerini de kapsamalıdır.

Son yıllarda, yabancı bir ülkenin yurtiçi piyasasında üretimde bulunan üreticilerin karşı karşıya kaldıkları maliyet dezavantajının genel bir göstergesi olarak tek başına sermaye maliyeti gösterilmektedir. Ancak emeğin aksine sermaye uluslararası alanda mobildir. Para kontrollerinin yokluğunda finansmanın reel maliyeti ülkeye özgü risk farkının (döviz kuru) ötesinde bir farklılık göstermez. Sermayenin maliyeti kurumlar vergisi rejimine de bağlıdır. Sermaye ve mobil emek daha az vergilerin olduğu yerlere yerleşirler. Ulusal rekabet gücü mobil faktörleri cezbedip etmeme açısından tanımlanmalıdır.

Ulusal Düzeyde Rekabet Gücü Göstergeleri

İki grup gösterge bulunmaktadır. Birinci grupta fert başına düşen reel milli gelir ve verimlilikteki artışa önem verilirken ikinci grupta dış ticaret performansına öncelik tanınır[14].

Fert Başına Düşen Reel Milli Gelir ya da Verimlilikteki Artış

Her ikisi de birbiriyle ilişkilidir ancak aynı kavramlar değildirler. Markusen’ e göre fert başına düşen milli gelir toplam faktör verimliliğine (TFV), sermayenin bolluğuna, doğal kaynakların bolluğuna ve dış ticaret hadlerine bağlıdır[15]. Genellikle teknik değişim olarak adlandırılan TFV’deki ve diğerlerindeki bir artış fert başına milli geliri artırır. Bir ülkenin dış ticaret hadlerinde milli parası değer kazandığında ya da ithal fiyatlarına karşılık ihraç fiyatları artarsa iyileşme söz konusu olur. İyileşme sağlandığında ihracatın ithalatı karşılama oranı artar ve böylece ülke daha fazla ithalat gerçekleştirebilir. Mevcut dış ticaret dengesinde ve kaynak bolluğunda dış ticaret hadlerindeki bir iyileşme yurtiçi tüketimi artırır. Bir ülkenin dış ticaret hadlerinde ve dolayısıyla kişi başına milli gelirindeki bir artış ihraç malları için dünya talebinde bir artış ya da ithalatı için dünya arzında fazla varsa gerçekleşebilir. Bu da ticaret ve kişi başına gelirle ulusal rekabet gücünün bağlantılı olduğu noktadır. Bir ülkenin ihracat portfolyosu hızla büyüyen endüstrilerinde ithalat portfolyosu ise hızla çöken endüstrilerinde yoğunlaşmışsa bu dış ticaret hadlerinin iyileşmesi yönünde bir eğilim meydana getirir. Ülkenin doğal kaynaklarında ya da fiziki sermayesinde meydana gelecek artışlar da fert başına milli geliri artırır. Bu kaynaklardaki artışlar fiziki sermayeye ve doğal kaynakların araştırılmasına yönelik olarak geçmişte yapılan yatırımların bir sonucudur. TFV’deki artış da fert başına düşen milli geliri artırır. TFV’deki artışlar teknolojik ve örgütsel yeniliklerin ve araştırma ve eğitime yapılan yatırımların bir sonucu olarak bilgi ve beceride meydana gelen iyileşmelerin bir sonucudur. Özetle fert başına milli gelir maddi olmayan sermayeye (bilgi), fiziki sermayeye ya da doğal kaynakların keşfine yapılan yatırımlarla artabilir. Bu ise etkili- verimli yatırımlarda bulunmayı gerektirir.

Ticari performans

Literatürde iyi bir ulusal ticari performans için bazı ölçütler bulunmaktadır: Yüksek katma değer ya da yüksek teknolojiye sahip ürünlere doğru ihraç malları kompozisyonunun değişmesi; dünya piyasalarındaki payın sabit olması ya da artması ve cari işlemler açığının olmaması[16].

§    İhracatın Kompozisyonu ve Piyasa Payı. İhracatın kompozisyonu üzerinde odaklanma verimlilikteki artış yaklaşımı ile birlikte rekabet gücünü dış ticaret performansı ile birbirine bağlar. Yüksek katma değere ya da teknolojiye dayalı sektörlerin ya da yüksek bir katma değere sahip iş gücünün ihracat içindeki payının artması karşılaştırmalı üstünlüğü ya da yüksek ücretlerin söz konusu olduğu sektörlerde karşılaştırmalı üstünlüğün artmasına işaret eder

§    Mevcut Cari Denge. Bir ülkenin rekabet gücü sıklıkla cari denge ile birlikte anılmaktadır. Mevcut cari açık kamu bütçe açığının (kamunun tasarruf yetersizliğinin) ya da ekonomideki özel sektör yatırımlarından daha düşük bir tasarruf oranının söz konusu olmasının bir sonucu olabilir. Kamu bütçesinin ve cari açığın söz konusu olması halinde ikiz açık (twin deficit) denilen durum ortaya çıkmaktadır. Bu durumda kamunun net borçları yurtiçi tasarruf akımlarından elde edebildiği özel yatırımlarla rekabet halindedir. Bazı özel sektör yatırımları piyasadan itilirler. Denge durumundan hareketle tasarrufları aşan özel sektör yatırımları ile bütçe açığı yabancı borçlanma tarafından finanse edilirler. Sermaye girişi döviz kurlarını yukarı doğru baskı altına alır ve yurtiçi fiyat düzeyini artırır ve sonuçta cari işlemler açığı meydana gelir. Cari işlemler açığı, sermaye hesapları fazlasının aynasıdır. Sermaye hesapları fazlası yabancı kreditörlerden yerel borçlulara yönelik bir finansal transferdir. Cari açık yabancılardan reel bir transferdir. Devlet bütçe açığını kapatmak için vergilerle elde edebildiği kaynaklardan daha fazla kaynak kullanmaktadır. Yurtdışından borçlandığında ya da özel sektörü buna zorladığında devlet yurtdışından reel kaynak transfer etmektedir. Dış borçlanma döviz kurunu yukarı doğru iter, ithalat ucuz bir hale gelirken ihracat pahalılanır. Üretim, bazı ya da tüm ihraç endüstrilerinde ve ithal rekabetçi endüstrilerde azalır. Bu endüstriler kamunun yurtiçi kaynakları tüketmesi nedeniyle daha az kaynak kullanmak durumunda kalırlar. Yurtiçi tasarrufların yetersizliği ve dış borçlanma zorunluluğu sonucunda ticarete konu mallarda ve hizmetlerde yurtiçi firmalar, rakiplerinin pozisyonlarında bir değişiklik olmasa da, daha az rekabetçi bir duruma gelirler. Bir çok durumda yurtiçi üreticilerin piyasa payları (yurtiçi üretim değeri/dünya üretiminin toplam değeri) azalır. Paydaki kaybın miktarı yabancı mal ve hizmetlerin yerli olanla ikame edilebilirliği arttığı oranda artar[17].

Uluslararası rekabet gücünün ölçülmesinde geleneksel olarak kullanılan ölçüt Balassa’nın Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler (Revealed Comperative Advantage-AKÜ) Endeksidir[18]. Göreli dışsatım performansını ölçmeye yönelik olan AKÜ Endeksi şu şekilde ifade edilebilir:

 = i ülkesinin j ürünündeki toplam ihracatı;  = i ülkesinin toplam ihracatı;  = j ürününde toplam dünya ihracatı ve  = Toplam dünya ihracatı.

Endeksin birden büyük bir değer alması durumunda ilgili ülkenin j ürününde karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu kabul edilir. Karşılaştırmalı üstünlükleri ölçmeye yarayan ikinci endeks Net Ticaret Rasyosu (Net Trade Ratio-NTR)’dur[19]:

X =İhracat ve M= İthalat.

Bir grup mal ithal edilirken hiç bir ihracat gerçekleşmemişse endeks –1 değerini alırken bir grup malın ihraç edilmesine karşılık hiç bir ithalat gerçekleşmemişse endeks +1 değerini alır. Lundberg tarafından önerilen üçüncü bir endeks, uluslararası rekabet gücünü ve uluslararası uzmanlaşmayı ölçmeye çalışmaktadır[20]:

 

= Yurtiçi tüketim; = Yurtiçi üretim; = i endüstrisindeki ürünlerin ithalatı ve  = i endüstrisindeki ürünlerin ihracatı.

Uluslararası rekabet gücü endeksi birden büyük bir değere sahipse ülke i ürününde yurtiçi tüketime kıyasla net ihracatçıdır ya da başka bir ifadeyle, bu endüstride uluslararası rekabet gücüne sahiptir.

Subjektif Göstergeler

Uluslararası rekabet gücünün belirlenmesinde farklı subjektif ölçüm göstergelerine dayalı ölçüm yöntemleri kullanılmaktadır. Bu tip ölçütler açık bir şekilde ölçülemeyen ve rakamlara dökülemeyen ölçütlerdir. Subjektif göstergelere şunlar örnek olarak gösterilebilir[21]:

§    Dışa açıklık ve uluslararasılaşma: Bu göstergeler, rekabet etmek isteyen yabancı ülkelere bir ülkenin iç piyasasının kolayca erişilebilir olup olmadığını belirler.

§    Ülkenin dış borçlanma miktarı: Borçlanma düzeyi bir ülkenin mali sisteminin esnekliğinin bir göstergesidir.

§    Kamu kesimi borçlanma-bütçe açığı düzeyi: Bu göstergeler yurtiçi faiz oranlarını ve dolayısıyla döviz kurunu etkilerler.

§    İhracat piyasalarının çeşitliliği: Bir yada iki ihracat malına/piyasasına bağımlı olan ülkeler dış ticarette istikrarsızlıklarla karşı karşıya kalır.

§    Dış ticaret politikaları: Korumacılık düzeyini belirler.

§    Mali sektörün tutarlılığı, yaşama kabiliyeti: Göreli faiz oranları ve bankacılık ve mali sisteme duyulan güven düzeyini belirler.

Diğer subjektif kriterler arasında sosyo-politik istikrar, doğal kaynakların zenginliği, teknoloji-yoğun endüstrilerin sayısı, beşeri sermayenin kalitesi ve Ar-Ge yer almaktadır. Bu kriterlere göre ülkeleri göreli rekabet gücüne göre sıralayan kurumlar arasında Dünya Ekonomik Forumu (World Economic Forum) ve Uluslararası Yönetimi Geliştirme Enstitüsü (IMD) yer almaktadır.

 Firma Düzeyinde Rekabet Gücü Göstergeleri ve Ölçülmesi

Önceki açıklamalarımızdan hatırlanacağı üzere firma düzeyinde rekabet gücü şu şekilde tanımlanabilir: Bir firmanın rakiplerine kıyasla daha fazla katma değer yaratma ve sürdürebilme yeteneği ya da bir firmanın rakiplerine kıyasla daha üstün bir performans gösterebilme ve bunu sürdürebilme yeteneği. Bir organizasyonun amaçlarını ne ölçüde gerçekleştirip gerçekleştiremediğini tespit etmek için “performans değerlendirme ve ölçme” adı verilen çalışmaların yapılması gerekir. Performans değerlendirme ve ölçme konusunda yapılacak olan ilk işlerden birisi organizasyonun hangi kriterler ve boyutlar açısından değerlendirileceği meselesidir. Organizasyonel performansın ölçülmesinde kullanılacak kriterleri başlıca 7 ana başlık altında toplayabiliriz. Bunlar;

          Kalite,

          Verimlilik,

          Karlılık,

          Maliyet,

          Yenilik,

          Müşteri memnuniyeti,

          Çalışanların memnuniyeti’ dir.

Bu performans kriterleri ya da performans göstergeleri da kendi içerisinde alt gruplara ayrılabilir. (Bkz. Şekil 20)

Organizasyonlar arasında performans karşılaştırması yapılırken büyük önem taşıyan kriterlerden birisi de kalitedir. Kalite kavramının tanımlanması konusunda yönetim bilimi uzmanları arasında bir görüş birliğinin olduğunu söylemek güçtür. Kimi yönetim uzmanları kaliteyi “ürün ve hizmette hata ve yanlışların olmaması” şeklinde ele alırken, kimi yönetim uzmanları kaliteyi “bir mal veya hizmette mükemmeliyet derecesi” olarak tanımlamaktadırlar.  Bunun dışında yönetim bilimcileri arasında “uygunluk kalitesi” (müşteri tarafından istenen özelliklere ve standartlara uygunluk) ve “tasarım kalitesi” (organizasyon tarafından istenen tasarım özelliklerine ve standartlarına uygunluk) sınıflaması da yapılmaktadır. 

Organizasyonların Performanslarının Değerlendirilmesinde ve Ölçülmesinde      Yararlanılabilecek Başlıca Göstergeler

Kaynak: AKTAN ve ÖZKIVRAK, 1999:10.

 

Öncelikle belirtelim ki, kalite denildiğinde genellikle “mal ve hizmet kalitesi” ya da “ürün kalitesi” anlaşılmaktadır. Oysa ürün kalitesini ortaya çıkaran bir çok unsur bulunmaktadır ve tüm bu unsurlar başlı başına kalitenin birer boyutunu oluştururlar. Ürün kalitesi esasen sonuçtur; bu sonucu belirleyen başlıca kalite unsurları ise şunlardır:

          Liderlik kalitesi,

          Yönetim kalitesi,

          İnsan kalitesi,

          Sistem kalitesi,

          Süreç kalitesi,

          Donanım kalitesi.

Organizasyonel performansın diğer bir göstergesi karlılıktır. Karlılık, en basit ifadeyle kazancın, bu kazancı sağlamak için kullanılan sermayeye oranıdır. Karlılık kavramı da teknik açıdan bazı alt gruplara ayrılabilir. Örneğin, organizasyonda satış karlılığı, özsermaye karlılığı, brüt satış karı, net dönem karı, işletme faaliyet kar/zararı, vergi öncesi/sonrası kar vs. karlılık boyutları olarak ele alınabilir ve ölçülebilir. Verimlilik bir diğer organizasyonel performans kriteridir. Genel olarak verimlilik, üretim sonucu (çıktı) ile üretim faktörleri (girdi) arasındaki ilişkiyi ifade eder. Verimlilikten sözedilince; işgücü verimliliği, sermaye verimliliği, toplam faktör verimliliği ve saire gibi verimlilik boyutlarının  tek tek ele alınması gerekir. Organizasyondaki bazı temel maliyet göstergelerine bakılarak da organizasyonel performans ölçülebilir. İşgücü maliyeti, sermaye maliyeti, üretim maliyeti, finansman maliyeti, malzeme maliyeti vs. bu konuda örnek olarak gösterilebilir. Organizasyonel performansın ölçülmesinde kullanılabilecek kriterlerden birisi de yeniliktir. Organizasyondaki yeni buluşlar, yeni ürünler, ürünlerin yaşam devri vs. kriterler esas alınarak organizasyonda yenilik ve yaratıcılığın ne ölçüde varolduğu tespit edilebilir. Bunun dışında Ar-Ge harcamaları ve diğer yeni temel teknolojiler açısından organizasyonun mevcut durumu diğer organizasyonlar ile karşılaştırılabilir.

Organizasyonel performansın ölçülmesinde iki önemli kriter daha bulunmaktadır. Bunlar, müşteri memnuniyeti ve çalışanların memnuniyetidir. Müşteri memnuniyetini ölçmek için müşteri şikayetleri, yeni müşteri sayısı, siparişlerin teslimat süresi, hatalı mal teslimleri gibi bir takım kriterler esas alınabilir.  Çalışanların memnuniyeti konusunda ise işe devamsızlık, işgücü devir oranı (bir yıl içinde işyerinden ayrılan personel yüzdesi; işten ayrılan personelin çalıştıkları departmanlar açısından dağılımı vs). gibi performans göstergelerine bakılabilir. Literatürde  performans değerlendirme ve ölçme konusunda çok yaygın olarak kullanılan kavramlardan birisi de etkinliktir. Bu nedenle “etkinlik” kavramını ayrı bir başlık altında kısaca ele almakta yarar görüyoruz.

Etkinlik kavramı çoğu zaman yukarıda belirttiğimiz performans  kriterleri ile eş anlamda kullanılmaktadır. Bu konuda literatürde çok farklı tanımlamalar yapılmaktadır. Başlıca etkinlik tanımlamalarını şu şekilde özetleyebiliriz [22]:

      Teknik Etkinlik (Technical Efficiency): Mevcut üretim faktörleri (girdi) ile ne kadar katma değer (çıktı) yaratıldığını ifade eden bir kavramdır. Tanımdan anlaşıldığı üzere teknik etkinlik daha önce tanımladığımız verimlilik kavramı ile eşanlamlıdır.  Teknik etkinlik ile üretim maksimizasyonu yönünden organizasyonlararası karşılaştırmalar yapılması mümkündür.

      Kaynak Kullanımında Etkinlik (Efficient Use of Resources): Üretim kaynaklarının ne ölçüde israf edilmeden kullanıldığını ifade eder.

      Kaynak Dağıtımında Etkinlik (Allocative Efficiency): Üretim faktörlerinin hizmet sunum alanlarına ne ölçüde adil dağıtıldığını ifade etmek üzere kullanılır.

      Hizmet Etkinliği (Effectiveness):  Hizmet etkinliği ile  verilen hizmetin miktarı değil, kalitesi ölçülmeye çalışılır. Burada kullanılan etkinlik kavramı “hizmet kalitesi” ile eşanlamlıdır.

      X-Etkinlik (X Efficiency): Amerikalı iktisatçı Harvey Leibenstein tarafından geliştirilen bir kavramdır.  Leibenstein’e göre rekabetçi bir piyasada kaynaklar daha dikkatli kullanılmak ve maliyetler minimize edilmek zorundadır. Oysa monopol piyasasında tek satıcı konumunda bulunan monopolcü için maliyetleri minimize etme yönünde bir baskı sözkonusu değildir. Sonuç olarak, rekabetçi piyasada X etkinlik, monopol piyasasında ise X-etkinsizlik sözkonusudur[23].

      Maliyet Etkinliği (Cost Efficiency): Organizasyonda toplam maliyetlerin  ne ölçüde minimize edildiğini gösterir. Örneğin, toplam üretim maliyetlerinin toplam üretim miktarına ya da değerine (katma değer) bölünmesi ile maliyet etkinliği hesaplanabilir. İşgücü maliyet etkinliği ise kişi başına işgücü maliyeti yönünden organizasyonlar arasında karşılaştırmalar yapılmasına imkan sağlar. Dikkat edilirse burada kullanılan etkinlik kavramı, daha önceki açıklamalarımızda performans göstergelerinden birisi olarak ele aldığımız “maliyet” ile çakışmaktadır.

      Teknolojik Etkinlik (Technological Efficiency): Bilgi ve iletişim teknolojilerinin  kullanımı dolayısıyla elde edilen maliyet tasarrufunu ve üretim artışını tespit etmek için kullanılan bir performans değerlendirme ve ölçme kriteridir. Bu kriter daha önceki açıklamalarımızda “yenilik” olarak belirtilmiştir.

      Ölçek Etkinliği (Scale Efficiency): Ölçek büyümesi sonucu organizasyonda birim başına ortalama maliyetlerdeki artışı (ya da azalışı) tespit etmek için kullanılan bir performans değerlendirme kriteridir.

Önemle belirtelim ki, etkinlik kavramı literatürde gerek  iktisatçılar gerekse yönetim bilimcileri tarafından çok farklı şekillerde yorumlanmaktadır.  Etkinlik kavramı kimi zaman maliyet tasarrufu anlamına gelmekte (maliyet etkinliği);  kimi zaman prodüktivite ya da verimlilik kavramı ile eşanlamlı kullanılmakta; kimi zaman da kalite anlamında kullanılmaktadır (örneğin; hizmet etkinliği).  Etkinliğin, literatürde çoğu zaman daha önce saydığımız performans göstergelerinin bir ya da birkaçını birlikte ifade eden bir kavram olduğunu söyleyebiliriz.

Rekabet gücünü belirlemede en önemli faktörlerden biri de maliyettir. Özellikle işletmelerin üretim maliyetlerini azaltacak yöntemleri en iyi biçimde uygulamaları gerekmektedir. Başarıyla uygulanan kalite çalışmaları, kalitesizliğin maliyetlerini izleme ve önleme ile önemli maliyet avantajları yaratabilir. Azalan maliyetler, işletmelerin fiyat avantajı ile pazarda konumlarını güçlü kılmaktadır. Maliyet-rekabet gücü ilişkisi son derece önemlidir. Rekabet gücünün arttırılması için tüm maliyet unsurlarının kontrolü önem taşımaktadır. Ücretler, faizler, hammadde, diğer girdi ve enerji fiyatları, döviz kurları başlıca maliyet unsurlarıdır. Bu maliyetlerin bir çoğu hükümet politikaları ile belirlenen ya da etkilenen faktörlerdir. Bunlar arasında en önemli maliyet unsurlarından birisi ücretlerdir[24].


 

[1] Klaus FROHBERG ve Monika HARTMANN, “Comparing Measures of Competitiveness”, IAMO (Institute für Agrarentwıcklung in Mittel-Und OSTEUROPA) Discussion Paper,  No:2, 1997.

[2] Fidelis EZEALA-HARRISON, Theory and Policy of International Competitiveness. London: Praeger, 1999.

[3] FROHBERG ve HARTMANN, a.g.m.

[4] Ahmet N. KIPICI ve Mehtap KESRİYELİ, Reel döviz Kuru Tanımlama ve Hesaplama Yöntemleri. TCMB Araştırma Genel Müdürlüğü Yayın No: 97/1,  Ankara: Ocak 1997.

[5] FROHBERG ve HARTMANN, a.g.m.

[6] Peter CLARK, Leonardo BERTOLINI, Tamim BAYOUMI ve Steven SYMANSKY, Exchange Rates and Economic Fundamentals: A Framework for Analysis. Washington D.C.: IMF, December 1994, 4.

[7] CLARK, BERTOLINI, BAYOUMI ve SYMANSKY, a.g.e.

[8] EZEALA-HARRISON, a.g.e.

[9] MARKUSEN, a.g.e., s.7.

[10] OECD, a.g.e..,  s.240.

[11] McFETRIDGE, a.g.e., s.14.

[12] McFETRIDGE, a.g.e., s.13.

[13] OECD, a.g.e.,  s.240.

[14] McFETRIDGE, a.g.e.,  s.23.

[15] MARKUSEN, a.g.e., ss. 17-19.

[16] McFETRIDGE, a.g.e .,  s.26.

[17] McFETRIDGE, a.g.e., s.27-28.

[18] Bela BALASSA, “Revealed Comperative Advantage Revitised: An Analsis of Relative Export Shares of the Industrial countries, 1953-1971”, Manchester School of Economic and Social Studies. 45/4.

[19] Xiaming LIU, David PARKER, Kirit VAIDYA and Y WEI, “Changes in China’s Comperative Advantage in Manufacturing 1987-95: A Statistical Study”, Aston Business School RP0007, June 2000, s.4.

[20] L. LUNDBERG, “Technology, Factor Proportions and Competitiveness”, Scandinavian Journal of Economics. Vol. 90, No:2, ss. 178-188.

[21] EZEALA-HARRISON, a.g.e., ss.50-53.

[22] Etkinlik kavramının çeşitli türlerini geniş kapsamlı olarak inceleyen şu makaleye bakılmalıdır: James R.SELDON, “Efficacy, Effectiveness and Efficiency in Human Resource Use: A Primer on the Three E’s”, International Journal of Public Administration. Vol 16 No 7, 1993. ss..921-943.

[23] LEIBENSTEIN, 1978.

[24] TİSK, Olağan Genel Kurul Çalışma Raporu. 5-6 Aralık 1998, 16.

 

Kaynak: C.C. Aktan & İ.Yaşar Vural, Uluslararası Rekabet Gücü,  (Yayınlanma Aşamasında).