POLİARŞİ

 

Yazan: Robert A. DAHL

Çeviren : Memduh ASLAN


 

 

Kavramlar

 

Siyasal sistemin gelişiminde iktidar ve yandaşları ile birlikte muhalefete de rekabet ve muhalefet şansının tanınması demokratikleşmenin önemli bir yönünü oluşturmaktadır. Buna bağlı olarak bu çalışmanın konusunu da demokratikleşmenin bu yönü oluşturmaktadır. Şunu ifade etmem gerekir ki, bence kamu muhalefetinin gelişmesi ile demokratikleşme özdeş kavramlar değildir. Burada her iki kavram arasındaki ayrımları belirtmek bizi gereksiz kavram karmaşasına itebileceğinden şahsi fikirlerimi fazla detaya kaçmadan ve savunma yapmadan ifade edebileceğimi sanıyorum.

 

Demokrasinin anahtar özelliğini iktidarın vatandaşlarının beklentilerine karşılık siyasal eşitlik olarak sunduğu süre gelen bir duyarlılık olduğunu kabul etmekle birlikte sistemin tam demokratik hale gelmesi için başka hangi özelliklerin gerektiği burada tartışılmayacaktır. Bu kitapta “demokrasi” kavramı bütünlük kalitesi ve iktidarın vatandaşlarına karşı tam duyarlılığı açısından sınırlandırılacaktır. Bu aşamada demokrasinin sistem içerisinde varolduğu, olacağı veya olabileceği bizi ilgilendirmemektedir. Demokrasi varsayımsal bir sistem içerisinde mükemmel bir olgu veya mükemmelliğin bir parçası olarak düşünülebilir. Demokrasi, varsayımsal bir sistemde, ıskalanın en üst seviyesi veya ifade hürriyetinin sınırı kabul edilerek, değişik sistemlerin bu teorik sınıra yaklaşabilme derecelerinin ölçümüne esas teşkil edebilir.

 

 İktidarın varlığı süresince vatandaşların beklentilerine karşı sorumluluğunun ölçütü, bana göre, siyasal eşitliği dikkate alması ve bütün vatandaşların engellenmemiş olanaklara sahip olmasıdır:

Vatandaşların;

1.      Kendi tercihlerini ortaya koyabilmesi,

2.      Bunu bireysel ve toplu eylemler ile beklentilerini diğer vatandaşlara ve yönetimine  gösterebilmesi,

3.      İktidarda kendi tercihlerinin eşit ağırlıkta yer alması, bu ağırlığın beklentilerinin içerik veya kaynağına göre ayrıma tabi tutulmaması Kriterleri yeterli olmamakla birlikte bence demokrasi için bu üç durum zorunlu gerekliliklerdir. Günümüz ulusal devletlerin çoğunda olduğu gibi bu üç olanağın toplumun büyük kısmı için varlığını varsaydığımızda toplum gelenekleri tablo 1.1 de belirtilen en az sekiz güvenceyi sağlamış olmalıdır. Bu aşamada bu sekiz güvence ile üç radikal olanak arasındaki bağlantıyı fazla detaya girmeden belirtelim.[2]

 

 

 

Tablo 1.1. Toplumun Çoğunluğunu kapsayan Demokrasi İçin Bazı Gereklilikler

Olanaklar açısından:

Aşağıdaki geleneksel güvenceler gereklidir

I.İstek ve tercihlerini ortaya koyabilme

1.        Örgütlenme ve örgüte girebilme özgürlüğü

2.        İfade özgürlüğü

3.        Oy kullanma hakkı

4.        Siyasal liderlerin oy için yarışma hakkı

5.        Farklı kaynaklardan bilgi alabilme

II. İstek ve tercihlerini ifade edebilme

1.        Örgütlenme ve örgüte girebilme özgürlüğü

2.         İfade özgürlüğü

3.        Oy kullanma hakkı

4.        Kamu görevine seçilebilme

5.        Siyasal liderlerin oy için yarışma hakkı

6.        Farklı kaynaklardan bilgi alabilme

7.        Serbest ve Özgür seçimler

III. İstek ve tercihlerinin iktidarda eşit derecede temsil edilmesi

1.        Örgütlenme ve örgüte girebilme özgürlüğü

2.        İfade özgürlüğü

3.        Oy kullanma hakkı

4.        Kamu görevine seçilebilme

5.        Siyasal liderlerin oy için yarışma hakkı

5.a.Siyasal liderleri seçme hakkı

6.        Farklı kaynaklardan bilgi alabilme

7.        Serbest ve Özgür seçimler

8.        Oylama ve beklentilerini ifade ederek kamu düzeni oluşturabilme geleneği

 

Listede yer alan sekiz geleneksel güvencenin sorgulaması yapıldığında bizi değişik siyasal sistemlerde teorik ölçeğe ulaştırabileceği görülmektedir. Bunun yanında yakın deneyimlerden çıkarılabildiği ölçüde bu sekiz güvence iyi bir şekilde yorumlandığında demokrasinin oldukça farklı teorik boyutlara ulaşabileceği de görülmektedir.

 

1.Geçmişte ve günümüzde, kamuda görev almak veya en azından iktidar için mücadele etmek isteyen politik sistem üyelerine bu sekiz geleneksel durumun varlığına bağlı olarak tam güvenceyi sağlayacak şekilde rejimler görünür biçimde değişmektedir. Teorik ölçeği yansıtan bu sekiz durum bize müsaade edilen muhalefet, yönetim için yarışma şansı veya kamusal alanda rekabet şansı açısından rejimleri karşılaştırabilmemize olanak sağlar.[3] Bununla birlikte, rejimin nüfusun çok küçük veya çok büyük oranına muhalefet için izin verebilecek olmasıyla, ikinci bir boyuta da ihtiyacımız olacaktır.

 

2. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de, rejimler, iktidar mücadelesinde veya iktidara katılımda az veya çok eşit düzeyde nüfusun belli oranı dahilinde yönetim için yarışma şansı sistemine katılım yani ifade boyutunda değişim göstermektedirler. Yönetim için yarışma şansına geniş katılım hakkının yansıma ölçeği, bize içeriğine göre farklı rejimleri karşılaştırabilmemize olanak sağlayabilir.

           

Özgür ve bağımsız seçimlerde oy kullanma hakkı, her görüşün katılımı çerçevesinde bir rejim kendi vatandaşlarından bazılarına bu hakkı garanti ettiğinde, rejim daha büyük yönetim için yarışma şansına yönlenir.  Fakat , mevcut rejimin sağladığı haklardan memnun olan daha büyük orandaki vatandaşlar da bu mücadeleye katılır.

           

Yönetim için yarışma şansı ve rejimin niteliği, birbirinden oldukça bağımsız bir şekilde değişir. Britanya, on sekizinci yüzyılın sonunda yönetim için yarışma şansının çok gelişmiş olduğu bir sisteme sahip olmasına karşın, 1867 ve 1884 yıllarında oy hakkının genişletilmesine kadar sadece değişik görüşteki nüfusun çok az bir kısmına tam olarak izin vermiştir. İsviçre, dünyadaki en gelişmiş yönetim için yarışma şansı sistemine sahiptir. Herhalde az sayıda kişi İsviçre rejiminin çok “demokratik” olduğu olgusuna itiraz edebilir. Halen, İsviçre nüfusunun yarısını teşkil eden bayanlar ulusal seçimlerin dışında tutulmaktadırlar. Buna karşılık, SSCB herhangi bir yönetim için yarışma şansı düzenine sahip olmamasına rağmen, sınırsız oy hakkını sağlamaktadır. Doğrusu, bu yüzyıldaki en radikal değişiklik, devlet yönetimine katılımın önündeki engellerin alenen ortadan kalkmasıdır. Sadece bir avuç ülke göstermelik oy hakkı ve seçimden öteye gidememiş ve bu konuda sınıfta kalmışlardır, hatta çoğu baskıcı diktatörler genellikle insanların yönetime katılım haklarını yasalaştırırken, sahte bağlılıklar satın alabilirler, bu da yönetim için yarışma şansına katılım değil kamusallaşmaya katılım anlamını taşımaktadır.

 

Esasen ifade etme gereği olmamakla birlikte, yönetim için yarışma şansının olduğu bir ülkede, katılım hakkının muhalefete tanınmaması, katılımın anlamını büyük ölçüde yok etmektedir. Muhakkak ki, muhalefet için hakların sınırsız olduğu bir ülke ve/veya tam baskıcı bir yönetim, kısıtlı oy hakkı tanıyan fakat yüksek toleransa sahip bir ülkeden, daha farklı olanaklar sağlayabilir. Buna göre, çevresindeki durumları göz ardı edersek, ülkeler kapsamlarına göre sıralamaya tabi tutulduklarında alışılagelmişin dışında sonuçlar elde edilebilir. Bununla birlikte, konuyu oy hakkı boyutundan ele aldığımızda veya daha çoğunlukla göz önünde tuttuğumuzda , katılım hakkı sadece sistemin bir özelliğini ortaya koymaktadır, ki bu özelliğin diğer özelliklerin haricinde yorumlanması mümkün değildir, bu nedenle rejimleri özelliklerine göre ayırmak daha faydalı olacaktır.

 

Demokratikleşmenin en az iki boyuttan oluştuğunu varsayalım: yönetim için yarışma şansı ve yarışmaya katılma hakkı. (Şekil 1.1)  Kuşkusuz ki çoğu okuyucu demokratikleşmenin bu iki boyuttan daha fazlasından geçtiğine inanmaktadır, biraz sonra üçüncü bir boyuttan da bahsedeceğim. Fakat burada tartışmayı bu ikisi ile sınırlamayı öneriyorum. Geldiğimiz noktada benim düşüncem: yönetim için yarışma şansı düzeninin gelişimi tam demokratikleşmeye eşit ölçüde bağlı değildir.

 

Yönetim için yarışma şansı ile demokratikleşme ilişkisini açıkça göstermek için şekil 1.2’deki gibi iki boyut çizelim.[4]

 

Yönetim için yarışma şansı

 

Seçimlerde ve Yönetimde Katılım Hakkı

ŞEKİL 1.1. Demokratikleşmenin İki Teorik Boyutu

 

Varsayımsal olarak, bir rejimin uzayda iki boyut arasında herhangi bir yerde bulunduğunda, esasen rejimler için terminoloji yetersiz olduğundan terminoloji değişmeyecek şekilde sıralamaya değil sınıflandırmaya dayanmalıdır. İki boyutumuzun uzayda kapladığı alan elbette belirsiz sayıda hücreye bölünebilir ve her birine bir isim verilebilir.  Fakat bu kitabın amacı konuyu gereksiz ayrıntıları ile işlemektir.  Makul ölçüde küçük bir alternatif sözlük oluşturmama  izin verilirse, sanırım, bu bana  tartışmak istediğim, rejimlerdeki  değişiklik çeşitleri hakkında yeterli kesinliği sağlayacaktır.

 

Şekil 1.2’nin  alt sol köşesindeki  rejimi kapalı hegemonya olarak adlandıralım. Eğer hegemonyacı rejim I kadar yukarı yükseldiğinde, büyük yönetim için yarışma şansına yönlenecektir. Sözü daha fazla uzatmadan, bu yöndeki bir değişim rejimin liberalleşmesini gerektirdiği veya alternatif olarak rejimin daha yarışmacı hale geleceği söylenebilir.

Liberalleşme

(Yönetim için yarışma şansı)

 

Kapsamlılık  (Katılım)

ŞEKİL 1.2. Liberalleşme,  Kapsamlılık ve Demokratikleşme

 

Eğer rejim II kadar geniş katılım sağlayacak şekilde değişirse, daha popüler hale geleceği söylenebilir veya  daha kapsamlı olabilir.  Rejim diğeri haricinde sadece bir yönde değişiklik gösterebilir.  Eğer rejimi sol üst kısma Yarışmacı Oligarşiye doğru değiştirirsek  o zaman  I  kapalı hegemonyadan yarışmacı oligarşiye  yönelir.  Fakat kapalı hegemonya II kadar  yönetim için yarışma şansı için fırsatları genişletmeden olduğu gibi liberalleşme haricinde  ayrıca kapsamlı bir hale de gelebilir. Bu durumda rejim kapalıdan kapsamlı hegemonyaya dönecektir.

 

Demokrasi üst sağ köşedeki gibi kabul edilebilir.  Fakat, demokrasinin şekil 1.2.’deki boyutlardan daha fazla boyut gerektirdiğinde, ve (bana göre)  gerçek dünyada tam demokratikleşmiş  daha  geniş bir sistemin olmadığında ,   gerçek dünya sistemlerini üst sağ köşedeki poliarşiye yakın kabul ediyorum.  Rejimdeki üste ve sağa doğru  değişim, örneğin III’ de olduğu gibi, demokratikleşmenin bazı dereceleri elde edilir denebilir.  O halde, Poliarşinin diğerlerine nazaran (fakat tam olarak değil)  daha demokratik olduğu düşünülebilir veya başka bir deyişle Poliarşi öyle bir rejimdir ki,  büyük ölçüde popülarize edilmiş ve liberalleşmiş, yüksek düzeyde kapsamlı ve geniş ölçüde yönetim için yarışma şansı açık bir rejimdir denilebilir.

 

O halde dört kenara yakın olan bölgelere isim verilmesine rağmen, şeklin ortasında kalan büyük alan neden adlandırılmadı veya bölümlendirilmedi diye sorabilirsiniz. İsimlerin yokluğu kısmen rejimlerin sınıflandırılmasında uç tipteki kavramlarda tarihsel  eğilimleri  yansıtmaktadır, ve ayrıca gereksiz terminolojiye girmeme kaygımdan kaynaklanmaktadır.  Terimlerin yokluğu rejimlerin yokluğu anlamına gelmez, bu nedenle, belki  bugün dünyadaki ulusal rejimlerin büyük kısmı bu orta alanda yer almaktadırlar.  Rejimdeki kayda değer bir çok değişim,  bu alanla birlikte, içine veya dışına hareket etmeyi gerektirebilir. Bu rejimler daha fazla (veya az) kapsamlı ve  yönetim için yarışma şansı için fırsat artırıcı (veya azaltıcı) hale gelebilir.  Rejimleri bu geniş alana atfedebilmek için, bazen kavramları yakın veya yaklaşık olarak nitelendirebilmekteyim:  yönetim için yarışma şansı için yaklaşık hegemonyacı rejim hegemonyacı rejimden daha fazla fırsatlar sunar,   Yakın-poliarşi tam poliarşiye göre yönetim için yarışma şansında nispeten daha kapsamlı fakat kesin sınırlamaları taşır veya  tam poliarşiye yakın bir şekilde yönetim için yarışma şansında fırsatlar tanıyabilir ve  hala daha az kapsamlıdır.[5]

 

Terimlerin bu şekilde kullanılma gereği, bu kitabın ilerleyen kısımlarında sınıflandırma aracı olarak kullanılacak olmasındandır, “tam” ve “yakın” arasındaki gelişigüzel sınırın ise sınıflandırma için yetersiz olduğu görülecektir. Bu terimleri bu şekilde aklımızda tutmamız şekil 1.2. deki boş alanı keyfi biçimde bölmemizden daha faydalı olacaktır, kavramlar bu şekilde kendi anlamlarını koruyacaklardır.

 

Sorunun Yinelenmesi

 

Bu bölümün başlangıcındaki soruyu şimdi şu şekillerde yineleyebiliriz.

 

1. Hangi koşullarda hegemonyacı veya yaklaşık hegemonyacı rejimlerin demokratikleşme şansı artar veya azalır?

2. Daha özel biçimde, hangi unsurlar yönetim için yarışma şansını artırır veya azaltır?

3. Daha da özel olarak, yüksek kapsamlı bir rejimde, poliarşide, yönetim için yarışma şansını hangi unsurlar artırır veya azaltır?

 

Nitelikler

 

Şimdi, bu çalışma, hangi yönetim için yarışma şansı sisteminin geliştiği  ve var olduğu hakkındadır. yönetim için yarışma şansının demokratikleşmenin bir yönü olması nedeniyle,  bölümün başında da belirttiğim üzere bu kitap da bir ölçüde demokrasi hakkındadır. Fakat önemli olan  bunun demokrasinin analizinde önemli bazı unsurları dışladığını unutmamaktır.

 

Demokratikleşmeyi çeşitli geniş tarihsel değişimden oluştuğunu düşünmek kolay olacaktır. Birinci aşama, Hegemonyaların ve yarışmacı oligarşilerin yakın-çoğulculuğa dönüşümüdür. Bu, on dokuzuncu yüzyılda batı dünyasının esas olarak üzerinde çalıştığı bir konuydu. İkinci aşamada, yakın-poliarşinin tam poliarşiye dönüşümüdür. Bu otuz yıl içinde Avrupa’da gerçekleşti ve buna bağlı olarak geçen yüzyılın sonunda ve Birinci Dünya Savaşında yayıldı. Üçüncü aşama da tam poliarşinin daha da demokratikleşmesidir.  Belki bu tarihi aşama İkinci Dünya Savaşıyla kesilen Demokratik Sosyal devletin Büyük Buhrandan sonra başlayan hızlı gelişmesine bağlı olarak tarihlendirilebilir, bu aşama 1960ların sonunda değişik sosyal geleneklerin demokratikleşmesi için özellikle gençler arasında yükselen değerlere  bağlı olarak kendisini yenilemişe benzemektedir.

 

Bu çalışma, bu değişimlerin birinci ve ikinci aşaması ile ilgili olup üçüncü aşamayı kapsamamaktadır.[6] Başarılı olur veya olmaz demokratikleşmenin üçüncü dalgasının kesinlikle diğerleri kadar önemli olduğu görülecektir. Sadece “gelişmiş” ülkelerde bunun varolması durumunda, ve yirmi-birinci yüzyılda “gelişmiş” ülkelerdeki yaşam şeklini değiştirdiğinde, bu ülkelerdeki çoğu insan için üçüncü dalganın önceki aşamalardan daha önemli olduğu sanılabilir. Halen dünyanın büyük bir kısmı bu aşamadaki dönüşümün çok gerisinde yer almaktadır. Kamu düzeni sistemi açısından 1969 yılı itibariyle 140 bağımsız dünya devletinden, iki düzinesi ancak yüksek kapsamlı ve gelişmiş sisteme sahiptiler: kısaca bunlar kapsamlı poliarşidedir. Belki bir düzinesi veya daha azı da tam poliarşiye ulaşmada yaklaşık poliarşi aşamasındaydılar. Üçüncü aşama bu üç düzine kadar ülkede yaşanmakta olmalıdır.  Düşünürlerin bazen kabul ettiği üzere , çok uzak bir ihtimal olmakla birlikte, aşağıdaki analizler çerçevesinde  bazı poliarşik olmayan sistemler poliarşi kurumlarını aşabilir ve bir şekilde mevcut poliarşik rejimlerden daha fazla demokratikleşebilir. O halde çoğu ülke için birinci ve ikinci aşamanın (üçüncü değil) daha uygun olduğu söylenebilir.

 

Gerçekten bu çalışmanın odağı, demokrasinin ilk iki aşamasının analizinden daha ötesidir. Buradaki başvurum “rejimler” ve “yönetim için yarışma şanslı sistemleri”dır. Fakat hangi yönetim seviyesinin “rejim” ve “yönetim için yarışma şansında” etkin olabileceğini burada tespit etmedim. Şimdi bir defa buradaki analizlerin ülke seviyesinde kabul görmüş veya belki sizce kabul edilebilecek şekilde hukuken bağımız eyaletlerin veya daha az uygun kavram kullanmak açısından ulus veya ulus-eyaletinin ulusal rejimleriyle ilgili olduğunu vurgulayalım. Kuşkusuz ki bazı analizler belediyeler, iller, ticari birlikler, şirketler, kiliseler gibi siyasal ve sosyal kurumların alt kurumları seviyesinde yapılmış olabilir, belki bazıları uluslararası organizasyonlar ve benzerleri gibi daha kapsamlı seviyedeki yönetimlerle ilgili de olabilir. Ancak esas bağımsız değişken sadece ulusal rejimlere bağlı olarak gelişmedir.

 

Tekrar, ifade etmek gerekir ki demokratikleşme bu çalışmada ihmal edilmiş olabilir. Yönetim için yarışma şansı perspektifi açısından, bu ihmal önemlidir. Rasgele bir gözlem için şöyle düşünün, ülkelerin ulusal idarelerinin yanı sıra ayrıca alt idari kurumları ve sosyal organizasyonlarında tesis ettikleri mücadele ve katılım imkanlarının kapsamı farklılık gösterir. Şimdi ulusal rejimin doğasındaki farklılığa ( örneğin, çoğulcu mu değil mi) bağlı olarak devletin alt kurumları genel özelliği içerisindeki büyük farklılıklar çerçevesinde, bunları analizlerle muhasebeleştirmeye çalışacağım.

 

Analizlerin iyi ilerleyen bir aşamaya gitmesi gerekir ki bunlara dayanarak sağlıklı sonuçlar elde edilebilsin. Gerçekten bir ülkede mücadele ve katılım için fırsat olanaklarını tanımlayabilmek için devletin alt kurumlarındaki fırsat olanakları hakkında bir şeyler söyleyebilmek gerekir. Olağandışı bir durumda Yugoslavya’da devletin alt kurumlarında geniş ölçüde kendi kendine idare garanti etmek demek katılım ve mücadele fırsatının o ülkede üniter devlet rejimine karşın, burada Arjantin veya Brezilya örnek verilebilir, çok geniş olduğu anlamına gelir. Olayın daha kapsamlı bir görünüşü açısından Şekil 1.3’te belirtilen olanaklara dikkat etmek gerekir. Doğruyu söylemek gerekirse çoğulculuklarda tamamlanmamış demokrasinin mevcut eleştirilerinin iddia ettiği üzere çoğulculuklar büyük oranda devletin alt kurumlarında, kısmen de özel birliklerde yarışmacı olduğunda, hegemonyacı veya oligarşiktir.[7]

 

Konunun özü açısından ulusal rejimin tanımlamasında devletin alt kurumlarına doğru yaymak önemlidir, günümüzde  çok sayıda ülkeyi gözlemlemeye çalışmak için sanırım çok karmaşık analizlere ihtiyaç duyulacaktır ve veri problemlerine muhtemelen neden olacak, bu da kurumu uygun olmayan bunaltıcı duruma sokacaktır.

 

 

 

Ulusal Rejim

Devletin Alt Kurumları

 

Düşük

Yüksek

Yüksek

 

III

 

 

I

Düşük

 

IV

 

II

 

 

I. Tam “liberal” veya “yarışmacı” rejimler

II. Ulusal düzeyde yarışmacı, devletin alt kurumlarında hegemonyacı

III. Devletin alt kurumlarında yarışmacı, ulusal düzeyde yarışmacı

IV. Tam hegemonyacı yönetim

ŞEKİL 1.3 Mücadele fırsatları sağlamalarına göre ülkelerin varsayımsal ayrımı

 

Prensip olarak devletin alt kurumları şekil 1.1 ve 1.2 de resimlenen iki boyut içinde herhangi bir yerde bulunacağını kabul etmek gerekir. Sorun sadece ülkeleri şekil 1.3 teki gibi varsayımsal olarak yerleştirmekle henüz bitmemiştir. Öncelikle buradaki alan sadece iki boyuttan biri olan mücadele yönünden oluşturulmuştur. Diğer esas boyut olan katılım için de aynı şekilde kesinlikle bir işleme de gerek olabilecektir. Daha ziyade, bir ülkede mücadele ve katılıma fırsat sağlamada devletin alt kurumları daha sık değişim gösterebilir. Örneğin bu fırsatlar bir çok modern ülkelerde belediye idarelerinde ticaret birliklerinden daha fazla, ticaret birliklerinde ticari şirketlerden daha fazla olabilir. Bu nedenle devletin alt kurumları ticari şirketler, ticaret birlikleri, belediye idareleri, kiliseler, eğitim kurumları gibi kendi içinde bir çok kategoriye ayrılabilir.[8] Ulusal seviye ile dikkatimi sınırlama kararıma bağlı olarak, teoriye karşılık daha pragmatik şekilde maalesef bu aşamadaki gereklilikler, biraz hayali ve bu nedenledir.

 


 

[1] Bu çalışma Dahl’ın “Polyarchy Participation And Opposition” adlı eserinin sayfa 1-15 arası tercümesidir. Bkz: Robert A. DAHL, Polyarchy Participation And Opposition, New Haven And London, Yale University Press 1971 , pp:1-15

 


 

[2] Bazı ilişkiler Demokratik Teoriye Önsöz- A Preface to Demo­cratic Theory adlı kitabımda tartışılmıştır (Chicago: University of Chicago Press, 1956), pp. 63-81, and in Robert A. Dahl and Charles E. Lindblom, Politics, Eco­nomics and Welfare (New York: Harper, 1953), chaps. 10 and 11.

[3] Bu kitapta, liberalleşme, siyasal rekabet, rekabetçi siyasiler, yönetim için yarışma şansı ve kamu muhalefeti kavramları değişimsel olarak bu boyut açısından;  bu boyut içerisinde bir rejimin diğerlerine nazaran daha yüksek değerlere sahip olması ise rejimin rekabetçi olduğu anlamında kullanılmıştır.

[4] Bu iki boyutun 114 ülkedeki dizisi Ek-A, Tablo A-1’de görülebilir.

[5] Terminolojinin problemi, kullanılan kavramlardan ayrı, belirsiz ve gereksiz anlam taşımayan kavramlar bulma zorluğu gibi görünmektedir. Okuyucu burada okuduğu kavramları bütün kitap boyunca dikkate alabilir, en iyi yönüm, kavramları sadece kullandığım paragraftaki anlamlarıyla dikkate almamdır. Bazı okuyucular poliarşi kavramını demokrasiye alternatif olarak gösterilmesine kesinlikle karşı olacaklardır. Fakat burada önemli olan demokrasinin ideal bir sistem olması ile idealin mükemmel olmayan bir çeşidi olarak dikkate alınan kuramsal sözleşme olması arasındaki ayrımı kavramaktır, tecrübeler gösteriyor ki ben de buna inanıyorum, aynı kavram her ikisi için kullanıldığında analizlerde gereksiz karmaşaya ve konu dışında anlamsız argümanların ortaya çıkmasına neden olmaktadır! Ters köşedeki hegemonya belki çok uygun bir kavram olmayabilir, fakat burada ben bu kavramı hiyerarşik, tekilci, kesinlikçi, otokratik, despot,  otoriter, totaliter kavramlarından daha uygun buldum. yönetim için yarışma şansında kullandığım “mücadele normal İngilizce kullanımındaki anlamıyla kullandım. İngilizce’de mücadele bir şeyi tartışmayı, çekişmeyi dava etmeyi konu edinen yarışma anlamında kullanılmıştır. Bu tartışma, meydan okuma ve yarışma kavramlarının en güzel eşanlamlısıdır. Bununla birilikte kavram yardımcısı bana ilk kez  Bertrand de Jouvenel’in “Means of Contestation, (Mücadelenin anlamı) "Government and Opposition I (January 1966): 155-74. adlı eserinde önerilmiştir. Jouvenel’in kullanımı da benimkisi gibidir, Fransızca anlamındaki orijinal haliyle débat ,itiraz, conflit ,muhalefet. Bu günlüğün aynı baskısında, bununla birlikte Ghita Ionescu ( Bazı Tek eyaletli ülkelerde kontrol ve Mücadele) da kavramı yakın fakat daha genel anlamda “ sistem karşıtı, radikal zeminde temel ve kesin muhalefet talep eden, düşünce ve ideolojinin ikiye bölünmüş farklılıkları” olarak kullanmıştır. (s.241) Burada, benim kullandığımdan daha sınırlandırılmış bir kavram ortaya çıkmaktadır, sanıyorum ki bu anlamı Jouvenel sadece  makalesinde kullanmıştır.

 

 

[6] Üçüncü aşamanın bazı yönlerini İhtilalden Sonra? (After the Revolu­tion? Authority in a Good Society ,New Haven: Yale University Press, 1970) adlı eserde daha önce tartışmıştım.

 

[7] Özel olarak bakınız, Grant McConnell, Özel Teşebbüs ve Amerikan Demokrasisi- Private Power and American Democracy  (New York: Knopf, 1966); Henry S. Kariel, Amerikan Çoğulculuğunun Düşüşü- The Decline of American Pluralism (Stanford: Stanford University Press, 1961); ayrıca bazı boyutlar için bakınız Robert Paul Wolff, Liberalizmin Yetersizliği- The Poverty of Liberalism (Boston: Beacon Press, 1968).

[8] Seymour Martin Lipset, Martin A. Trow, ve James S. Coleman’ın klasik çalışması Birleşik Demokrasi’de- Union Democracy (Glencoe: The Free Press, 1956), mücadele ve katılımın yüksek olduğu ticaret birliğinin olağan üstü durumu üzerinde yoğunlaşmıştır. Tekil bir ülkede bu olağanüstü durumu tanımlamak ve açıklamak bile oldukça büyük bir projeydi.