KORUMACI POLİTİKALAR VE REKABET POLİTİKASI  coşkun c. aktan & istiklal y. vural

 

Birçok gelişmekte olan ülkede aktif ve müdahaleci sanayi politikası uygulamalarının, genelde sanayinin, özelde ise belirli sektörlerin iktisadi büyüme ve uluslararası rekabet gücünün artırılmasında etkin bir politika ve araç olarak kullanılması eğilimi yaygındır. Bu türden korumacı ve müdahaleci politikalar iki grup altında değerlendirilebilir: Bebek endüstri tezi ve stratejik ticaret teorisi (STT). (Vural,1999.)

1. Bebek Endüstri Tezi

Bebek endüstri tezi, iktisadi kalkınma ve ulusal firmaların yabancılara kıyasla rekabet güçlerini artırmak amacıyla devletin dış ticarete müdahale etmesi gerektiğini varsayar. Bu tez, ölçek ekonomileri, tecrübe, bilgi birikimi ve teknolojik üstünlük gibi nedenlerle rakiplerine karşı dezavantajlı konumda olan bir endüstrinin, ileride gelişip karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olmasını sağlayacak optimum büyüklüğe veya optimum üretim düzeyine ulaşıncaya kadar, dış rekabete karşı korunmasını öngörür. Bebek endüstri argümanı yurtiçinde bazı sapmaların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu sapmalar nedeniyle özel sektör yeni endüstri dallarına yeterli yatırım yapmaktan kaçınabilir; dışsallıkların olması durumunda özel sektörün kazancı sosyal faydadan daha az olabilir veya sermaye piyasasının gelişmemesi nedeniyle yeni endüstrilere yapılan yatırımların maliyeti çok fazla olabilir.

Bebek endüstri tezinde, endüstrinin gelişmesinin her safhasında, genellikle dışsal ekonomileri kapsayan bir öğrenme sürecinin olduğu varsayılır. Yeni endüstriler bu öğrenme süreci sayesinde, olumlu dışsal ekonomilerden ve optimum üretim hacmine yaklaştıkça pozitif içsel ekonomilerden faydalanarak, yabancı firmalarla rekabet edecek düzeye ulaşırlar. Bu nedenle, bebek endüstri görüşü temelde serbest ticareti reddetmez. Koruma ve kamu müdahalesi öğrenme ve optimum üretim hacmine ulaşma süreci ile sınırlıdır. Eğer bir ülke karşılaştırmalı dezavantaja sahip olduğu malları yaparak  öğrenme süreci sonucunda rekabet edebilecek bir şekilde üretmeyi öğrenirse, uzun vadede, bu mallarda uzmanlaşarak ve öğrenme sürecinin maliyetleri azaltmasıyla göreceli bir üstünlük geliştirerek kazanç sağlayabilir (Lipsey, Steiner ve Purvis, 1987:792). Bunun yanısıra, yeni endüstri geliştikçe teknik bilgi alışverişinin hızlanması, nitelikli işgücünün sağlanması ve altyapının gelişmesi gibi pozitif dışsal ekonomilerden kaynaklanan avantajlar ortaya çıkar.

Geçmişteki bir çok uygulamada geçici bir korumadan sonra rekabetçi duruma geçen endüstriler bulunmaktadır. Ancak, bu tip korumacı uygulamaların ekonomiye önemli maliyetler yüklemesi de kaçınılmazdır. Bu olumsuzlukların ortadan kaldırılabilmesi için gelecekteki verim artışını maksimize edecek endüstri dalının seçilmesi ve korumanın sağladığı rekabet edebilme imkanından yoksun kalacakları için bebek endüstriler korunurken seçilen üretim tekniği ile en düşük maliyet sağlanıncaya kadar o endüstri dalının hep aynı oranda korunmasına dikkat edilmesi gereklidir. Uygulamaya bakıldığında, korunacak endüstrilerin yanlış seçilmesi sonucunda, koruma sürecinin yeterince uzun olmasına rağmen maliyetlerini dünya düzeyine indiremediği için rekabet edemeyen ve bu nedenle sürekli koruma talep eden endüstrilere rastlanmaktadır. İthal ikameci politikalar çerçevesinde bebek endüstrileri koruyan bir politika takip eden GOܒlerde ampirik incelemeler bu tip bir korumacı uygulamanın istenilen neticeleri vermediğini göstermektedir (Meier, 1987:28-30). Nitekim Krueger ve Tuncer'e göre, Türkiye'de korumacı politikalarla desteklenen endüstriler daha az korunan endüstrilere göre maliyetlerini düşürmede başarısızdırlar ve korumanın olmadığı bir durumda bile bu endüstriler aynı ölçüde gelişebilirler (Krueger ve Tuncer, 1982). Gelişmekte olan diğer ülkelerde yapılan bir araştırmada ise uluslararası rekabete konu olan endüstri dallarında çok az ülkenin üretim miktarını yeterince artırabildikleri tespit edilmiştir (Bell, Ross-Larson ve Westphal, 1984:114). Bu nedenlerle, bebek endüstri tezi geçmiş uygulamalarda bazı endüstri kollarının başarılı bir biçimde gelişmesine ve rekabete açık bir hale gelmesine yol açan bir argümanmış gibi gözükse de korumanın yararlı olup olmayacağı ülkeden ülkeye ve uygulanan politikanın başarısına göre değişmektedir.

Yeni kurulan veya uluslararası alanda gelişmesi umulan endüstrilerin korumacı politikalarla desteklenmesi konusunda dikkate alınması gereken bazı çekinceler bulunmaktadır (Yarbrough ve Yarbrough, 1994:264-65): Öncelikle, dünya piyasalarında başarılı bir şekilde rekabet edebilecek ve gelecekte başarılı olabilecek sektörlerin doğru bir şekilde tespit edilmesi son derece zordur ve ayrıca bu tespit işlemini kamu sektörünün özel sektörden daha iyi yerine getireceği varsayılarak kamunun bu anlamda piyasaya müdahalesine olanak tanınmaktadır; geliştirilmesi düşünülen bebek endüstrilere harcanan kaynaklar daha fazla başarılı olma ihtimali olan diğer sektörler için de tahsis edilebileceğinden bebek endüstrilerin korunması ile ilgili uygulamaların rasyonel uygulamalar olduğunda kuşkular vardır; koşulların değişmesiyle birlikte korunmakta olan endüstri uluslararası alanda başarılı bir şekilde rekabet edecek hale gelse bile koruma nedeniyle ülkedeki tüketicilerin ve yabancı üreticilerin kaybına karşı kazanç elde eden üreticilerin lobicilik faaliyetleri sonucunda, bebek endüstri argümanı geçici korumayı öngörmesine rağmen,  bir defa oluşturulan korumayı yürürlükten kaldırmak güçtür; ve son olarak, bu argüman ile oluşturulan korumacı politikaların problemi çözmek için en iyi yol olduğu konusu da tartışmaya açıktır.

2. Stratejik Ticaret Teorisi

Stratejik Ticaret Teorisi, uluslararası ticarette globalleşen endüstri ve şirketlerin temelde oligopol bir yapı meydana getirdikleri ve şirketlerin arasında kar maksimizasyonunu sağlamak için stratejik bir ilişkinin olduğu varsayımları altında, yabancı hükümetler misillemeye başvurmazlar ise, ihracat sübvansiyonları ve tarifeler gibi ticaret politikası araçlarıyla yapılacak bir kamu müdahalesi ile uluslararası ticarette ortaya çıkan oligopol karının yabancı firmalardan yerli firmalara aktarılabileceğini ve böylece ülkenin kazançlı çıkabileceğini varsayan bir teoridir (Corden, 1992:274). Günümüzde, uluslararası ticarette ve dış yatırımlarda oligopolcü kurumların önemi artmış, uluslararası ticaret çok uluslu şirketlerden oluşan uluslararası bir endüstriyel organizasyon haline gelmiş ve dünya çapında şirket birleşmeleri hız kazanmıştır. Öte yandan, gelişmiş ülkelerde (GÜ) üretim sübvansiyonları, kontrol ve regülasyon politikaları yönündeki uygulamalar artmış ve birçok ülkede ticaret politikaları tarife dışı korumacı uygulamalar şeklinde ortaya çıkmıştır. Sonuçta, uluslararası ticaret oligopolcü firmaların ve bu tip organizasyonların destekçisi olan devletlerin rol aldığı stratejik bir oyuna dönüşmüştür (Richardson, 1990:111).

Stratejik ticaret teorisi (STT), uluslararası ticarette oligopolistik yapı ve korumacı politikalar nedeniyle eksik rekabetin sözkonusu olduğunu ve eksik rekabet şartlarında serbest ticaretin optimal bir çözüm olmayacağını ileri sürer. Ülkenin refahının artması oligopolcü firmaların uluslararası ticaretten elde edecekleri maksimum karın kamusal müdahalelerle yurtiçine aktarılmasına bağlıdır. Uluslararası ticarette hakim olan durum eksik rekabet olduğuna göre firmalar tam rekabet koşullarında elde edebilecekleri kardan daha fazlasını elde etme imkanına sahiptirler. Ticaret ve rekabet politikası ile uluslararası ticaretten kaynaklanan bu normal üstü karlardan daha fazlasını elde etmek mümkün olabilir. Teori, uluslararası ticaretin stratejik bir oyun olduğunu ve kamusal müdahalenin bu oyunun bir parçası olması gerektiğini savunur ve müdahalenin optimum şeklinin nasıl olması gerektiğini ortaya koyar (Stegemann, 1989:75). Bu teoriye göre kamusal müdahale iki ana konuda gereklidir: Uluslararası ticarette var olan oligopolistik yapıdan kaynaklanan getirileri yabancı firmalardan yerli firmalara aktarmak ve özellikle bilgi ve teknoloji üretme yoluyla dışsal fayda yayan sanayileri korumak (King, 1995:24).

Stratejik ticaret teorisi, belirli varsayımlar altında, kamusal müdahalelerle yabancıların uluslararası ticaretten elde ettiği karı yerli üreticilere aktararak milli refahın artırılabileceğini savunur. Kamunun görevi milli refahın artırılabilmesi için ticarete stratejik müdahaleler yapmak ve bu yolla milli şirketleri korumaktır. Büyük ölçek ekonomilerinin söz konusu olduğu faaliyetler, yaparak öğrenme süreci ve ar-ge faaliyetleri kamusal müdahalelere açık stratejik alanlardır (Milner ve Yoffie, 1989:244). Eğer bir sanayideki mal ve hizmet üretimi büyük bir ölçeği gerektiriyorsa ve tecrübe önemli ise yabancı piyasalara giriş ve yabancı firma ve hükümetlerin davranışları doğrudan yerel endüstrinin karlılığını etkiler ve böylece iç piyasadaki şirket karlılığı diğer ülkelerin ve firmaların eylemlerine bağımlı bir hale gelir. Yurt içindeki firmaların desteklenmesi ve dolayısıyla uluslararası karların yurt içine transferinin sağlanması için hükümetler ihracat sübvansiyonu ve benzeri tedbirlerle yerel firmaların rekabet gücünü artırabilir; bu firmaların dünya pazarlarından daha fazla pay almasını sağlayabilir ve böylece yabancı firmaları piyasanın dışına itebilir.

Stratejik ticaret teorisi doğrultusunda yapılacak kamusal müdahalelerde şirketlerin talepleri belirleyici bir role sahiptir. Uluslararası alanda faaliyet gösteren ve yoğun bir şirket içi ticarete sahip olan ihracatçı firmalar genellikle serbest ticareti destekler. Korumacı politikalar düşük maliyetli ithal girdilerin yurt içine girişini engeller, şirket içi ticareti azaltır ve böylece ithal girdilerin maliyetini yükselterek bu tip firmaların yurt içi rakipleriyle rekabet imkanlarını azaltır. Öte yandan, korumacılık, yabancı ülkelerin misilleme yapmalarına yol açarak ihracatın azalmasına neden olabilir. Yapılan ampirik araştırmalar yurt içi piyasada güçlü bir yabancı firma rekabetiyle karşı karşıya kalan firmaların korumacılık talep ettiklerini ortaya koymaktadır (Krueger, 1974 ve Ray, 1981). Daha büyük bir üretim ölçeğine ulaşılamaması, hızlı bir yaparak öğrenme sürecinin olmaması ve misillemenin ortaya çıkması hallerinde ticaret engelleriyle karşılaşan uluslararası firmalar stratejik ticaret politikası yerine serbest ticareti tercih ederler ve artan uluslararası rekabete doğrudan yabancı yatırım stratejileriyle karşı koymaya çalışırlar (Milner ve Yoffie, 1989:245).